İnsanın bugününü ve yarınını şekillendiren en güçlü sermayesi, geçmişte yaşadıklarıdır. Geçmiş, yalnızca hatıraların toplamı değil; aynı zamanda bireyin karakterini, inanç dünyasını ve hayata bakışını biçimlendiren somut ve soyut birikimdir. Bu sebeple, "Tekrar dünyaya gelsen ne yapardın?" sorusuna verilen samimi cevap, çoğu zaman "Bugün yaptıklarımı yine yapardım." olur. Çünkü yeni bir yol açılmadan önce eski yollar tüketilmiş olmalıdır. Kur'an'da da bu hakikate işaret edilerek, "O halde ibret alın ey basiret sahipleri!"1 buyrulur. İbret, geçmişten öğrenmenin adıdır ve insanın yarınını inşa eden manevi bir pusuladır.
Yaşadığımız ihanetler bizi daha temkinli, şahit olduğumuz haksızlıklar bizi daha adaletli, tattığımız yanlışlar ise bizi hakikate daha sıkı sarılır hâle getirmiştir. Fazla değer vermenin kötü sonuçlarını gördüğümüzden ölçülü olmayı, kötü alışkanlıkların ve mecazî aşkların kalpte açtığı yaralardan Rabbimize sığınmayı öğrendik. Nitekim Kur'an'da, "İnsana isabet eden her musibet, kendi elleriyle işledikleri yüzündendir."2 buyurularak yaşanan tecrübelerin insana kendi halini fark ettiren bir uyarı olduğu hatırlatılır.
Eskilerin "Her şey zıddıyla bilinir" sözü akl-ı selim insanlara kendi içerisinde hayat felsefesi barındırır. Zira insan, iyiliği kötülükle, doğruyu yanlışla, hakikati bâtılla kıyas ederek öğrenir. Bazılarımız bunu yaşayarak, bazılarımız ise okuyarak tecrübe eder. Ancak çoğu zaman yaşayarak öğrenmenin daha kalıcı bir iz bıraktığını da biliriz. İşte bu yüzden atalarımız "Bir musibet bin nasihatten evladır." demişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de aynı hakikate işaret ederek, "Mümin, bir delikten iki kere ısırılmaz."3 buyurmuştur. Yani mümin, yaşadığı tecrübeyi unutmamalı, aynı yanlışa bile bile düşmemelidir.
Şunu da gözden kaçırmamak gerekir: Bile bile hataya yönelmek "tecrübe kazanmak" değildir, gaflettir. Çünkü insan akıl nimetiyle sorumludur. Eğer ertesi gün işe gideceğimiz yolun kapalı olduğunu hem haberlerden duysak hem de çevremiz tasdik etse, buna rağmen gidip bizzat denememiz akıllıca bir davranış olmaz. Kur'an'da, "gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır."4 ifadesiyle kulağı olup da duyduğunu hayata geçirmeyenler kınanmıştır. İnsan, duyduğu anda harekete geçmeli; uyarıları dikkate almalıdır. Hayvanların duyduklarıyla değil, gördükleriyle hareket etmeleri, onları insanlardan ayıran temel farklardan biridir.
Sonuç olarak, geçmişi anlamadan bir gelecek kurmak mümkün değildir. Tecrübeler, kimi zaman acı kimi zaman tatlı olsa da, insanın benliğini yoğuran birer ilahî ikramdır. Rabbimiz, "Geçmiş kavimlerin akıbetlerinden ibret alın"5 buyurarak tarihi ve bireysel tecrübeleri ders edinmemizi emretmiştir. Mühim olan, geçmişten ibret almak, bile bile aynı yanlışa düşmemek ve her yeni günü daha bilinçli bir şekilde kucaklamaktır. Çünkü insan, yalnızca yaşadıklarıyla değil, öğrendiklerini hayata aktarabilme kabiliyetiyle de insandır.