Kadim ve Güncel Meseleler 12 Nisan 2026

Unutulan Farz: Cihad

Ahmet Ceylan

Ahmet Ceylan

Farz denildiğinde akla ilk gelen namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerdir. Ancak farzlar sadece bunlardan ibaret değildir. Fıkıh eserlerimize baktığımızda küffar tarafından İslam alemine bir saldırı gerçekleştiğinde ve Müslümanların da saldırıya karşılık verecek yeterli teçhizata sahip olduklarında cihad, her bir Müslümana (namaz ve oruçta olduğu gibi) farz-ı aydır. Yani her bir Müslüman bireysel olarak bundan mesuldür, mükelleftir. Hocalarımız, yazarlarımız, konuşmacılarımız cihadı sadece kişinin nefsiyle olan mücadelesi olarak ele aldıklarından dolayı cihadın asıl manasını kaybettik. Elbette cihad, kişinin nefsine, malına, arzularına karşı mücadelesi bağlamında da ele alınabilir ancak cihad, sadece bunlardan ibaret değildir. Bugün cihad denildiğinde ilk akla gelen "terör eylemleri veya radikal grupların faaliyetleri" ise bunun sebebi bir yönüyle cihadı hakkıyla anlatamadığımızdan kaynaklanıyor. Farkında olmadan fiili cihadın içi boşalttık ve topluma kerih gösterdik. Ancak bu durum cihadın farz olma hakikatini ortadan kaldıramaz. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede mealen şöyle buyurmaktadır: “Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.”1 Bu ayet Hz. Peygamber döneminde nazil olsa da hitabın hükmü evrenseldir. Bununla birlikte hadis kaynaklarımızda da cihadla ilgili hüküm ve faziletlere genişçe yer verilmiştir. Ebû Hüreyre (r.a) şöyle der: Bir kişi Resûlullah Efendimiz’e gelerek: “Bana cihada denk bir amel gösterebilir misiniz?” dedi. Resûlullah Efendimiz: “Böyle bir amel bilmiyorum” buyurdu.2

Günümüz dünyasına baktığımızda terör örgütü israil ve suç ortakları, Ortadoğu'da eş zamanlı olarak Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Yemen'deki okullar, hastaneler ve sivil yerleşim yerleri başta olmak üzere çeşitli hedeflere saldırılar düzenleyip Müslümanlara kan kusturmaktadırlar. Sadece 7 Ekim 2023 yılından bu yana içlerinde bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların, gazetecilerin, sağlık ekiplerinin de bulunduğu yüzbinlerce Müslümanı katlettiler ve katletmeyede devam ediyorlar. israil meclisinden çıkan yeni kararla da 90 gün içerisinde aralarında yine çocukların da bulunduğu, keyfi olarak tutuklanan en az 12 bin Filistinli esirleri tüm dünyanın gözü önünde idam etmeye hazırlanıyorlar.

“Peki terör devleti israil ve suç ortakları Ortadoğu'da İslam alemine kan kustururken İslam ülkelerin yöneticileri bu zulme karşılık olarak ne yapıyorlar?” diye soracak olursanız, elbette ellerinden gelen tüm imkânı seferber ederek şiddetli kınamalarla ve basın açıklamalarıyla bu zulmü engelliyorlar (!) - Ya da öyle zannediyorlar!

Aşağıda Ortadoğu'daki İslam ülkelerinin (yeşil alanlar) ve Filistinlilerin topraklarını gasp eden israil’in (kırmızı alan) haritasını görüyorsunuz.

Ortadoğu haritası - İslam ülkeleri ve işgal altındaki topraklar

Gördüğünüz üzere koca İslam ülkelerinin ortasında kalmış bir avuç siyonist, eş zamanlı olarak 7 İslam ülkesine hava saldırısı gerçekleştirebiliyor. israil'in bu kadar cüretkâr davranmasının sebebi, İslam aleminin yapılan her zulme duyarsız kalması ve karşılık vermemesidir. 7 Ekim'den bu yana katil israil ve suç ortakları Müslümanları yaktılar sessiz kaldık, bombaladılar sessiz kaldık, aç bıraktılar sessiz kaldık, işkence ettiler sessiz kaldık, asil Müslüman kadınların iffetlerini kirlettiler sessiz kaldık, evlerini yakıp iş yerlerini yağmaladılar sessiz kaldık, idam kararı çıkarılan 12 bini aşkın Filistinli esirleri dünyanın gözü önünde asacaklarını ilan ettiler buna da sessiz kaldık veya en fazla kınamakla yetindik. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın.”3 ayetini unutup reelpolitik kaygılardan, denge siyasetinden, çıkar ve menfaat hesaplamalarından kendi kabuğumuza çekildik ve gözlerimizi kapayıp kulaklarımızı tıkadık. 2.5 milyarlık İslam aleminin en azından bir avuç siyonisti durduracak kadar teçhizatları ve imkanları olmasına rağmen bölünüp parçalandı. “Müslümanlara karşı merhametli, küffara karşı şiddetli”4 düsturu yerine “Menfaati dokunan kafire karşı merhametli, çıkarı olmayan mazlum Müslümanlara karşı sağır ve dilsiz” kaidesi ürettik. 57 İslam ülkesinden oluşan İslam İş Birliği Teşkilatı, her toplantının ardından kameralar karşısında kınamanın ötesine geçemediler. Şehid olanlara kefen, yaralı olanlara sağlık kiti gönderdiler ancak bu duruma düşmelerine engel olmadılar. Bu durumdan cesaret alan zalimler zulümlerini daha da artırmaya devam etiler, artırmaya da devam ediyorlar.

İslam tarihi eserlerimizde “Rıdvan Biatı” olayı özetle şöyle geçer: Hudeybiye antlaşması için Hz. Osman (ra) Mekkeli müşriklere elçi olarak gönderilir. Hayli zaman geçtikten sonra kendisinden haber alınamayınca sahabe-i kiram Hz. Osman'ın şehid edildiğini düşündüler. Bunun üzerine Resulullah (sav), sayı ve imkân bakımından Mekkeli müşriklerden daha kısıtlı olmalarına rağmen semure adındaki ağacın altında ashabından saldırı için biat aldı. Sahabe-i kiramın bu cesareti ve Hz. Peygamberi yalnız bırakmayışları Kuran-ı Kerime konu oldu ve Fetih suresinin 18. Ayeti kerimesi nazil oldu “Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” Sayı ve teçhizat bakımından düşmanlardan daha az imkana sahip olmalarına rağmen kararlılık gösterip biat etmelerinden dolayı İslam’ın sahibi yukarıda zikrettiğimiz ayetle onları şereflendirmiş ve derecelerini yükseltmiştir. Günümüzde ise gerekli imkana sahip olmamıza rağmen bu zulme engel olamamamız, İslam çatısının, semure ağacının altından dağılmamızdan kaynaklanıyor. Bediüzzaman hazretleri de İslam aleminin bu acınası durumunu şu örnekle özetler: “Malumdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir.”5 Maalesef birbirimizle boğuşmaktan Ortadoğu'nun ufak çocuğu biz Müslümanları aciz bırakıp onurumuzu iki paralık etti. Acaba şu an vahiy indirilmeye devam etseydi Rıdvan biatında sahabeye inen “Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur.” ayeti bizim için de iner miydi? Şahsen zannetmiyorum... Halbuki “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın.” ayeti kerimesini kendimize şiar edinebilseydik dinin sahibi olan Allah azze ve celle Bedirde olduğu gibi bizleri görünmez ordularıyla destekleyip ihsanda bulunurdu. Ancak şu da bir hakikattir ki “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.”6

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerimde ibret alalım diye aktardığı olaylardan biri de İsrailoğulları'nın cihadla olan imtihanıdır. Allah (c.c) İsrailoğulları için haklarında yazmış olduğu topraklara gitmelerini emrettiğinde onlar, orada zorba bir topluluğun olduğunu, dolayısıyla o topraklara giremeyeceklerini söyledikten sonra eklerler: “Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız!” diyerek cihattan yüz çevirdiler. Bu olay sizlere günümüzden bir şeyler çağrıştırdı mı? İslam ülkelerinin yöneticileri askeri imkanları kullanmayıp sadece ellerini açarak “Ya Rabbi zalimleri kahret!” diye dua etmeleri, manen ‘Ya Rabbi biz cesaret edemiyoruz bizim yerimize zalim siyonistlerle sen savaş!’ anlamına gelmiyor mu? Muhakkak ki dua basite indirgenebilecek bir şey değildir. Nitekim Cenab-ı Hak ayet-i kerimede “(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!”7 buyurmaktadır. Ancak Sadece kavli dua edip fiili duayı terk etmek ne kadar samimi olabilir?

Peki yöneticiler bu sessizlikten ve acizlikten sorumlu da Müslüman vatandaşlar bundan müstağni midir? Elbette kişinin bireysel olarak silahlanıp cihad etmesi mümkün değildir. Bireysel cihad canını bile bile kontrolsüz bir şekilde zalime yem etme anlamına gelir. Bize düşen, imkânımız nispetinde elimizden geldiğince hassasiyet gösterip safımızı da duruşumuzu da her ortamda sergilemek. Bunun yolu da Kanlı markaları ve destekçilerini boykot etmekten, zulmü duyurmaktan, farkındalık oluşturmaktan, dua etmekten, seferberlik durumuna karşı halkı bilinçlendirmekten geçiyor. Ancak İslam ülkelerinin yöneticileri, zalim zulmünün arşa yükseldiği bir dönemde bizim gibi eli kolu bağlı oturup sadece kavli dua etmeleri caiz değildir. Bu bölünmüşlük ve çıkar-menfaat ilişkisi devam ettiği müddetçe zalim zulmünü yapmaya, dünyanın gözü önünde Ortadoğu'yu mezbahaneye çevirmeye devam edecek; biz de acizliğimizden nefret etmeye, yapılan katliamı izlemeye ve bize “nasılsın?” sorusuna yalandan “iyiyim!” demeye devam edeceğiz.

Rabbim İslam aleminin tek çatı altında toplanmasını, yetim ve öksüz kalan İslam coğrafyalarına sahip çıkmamızı, zalimlerden de yaptıkları katliamların hesabını sormayı en kısa zamanda bizlere nasib eylesin.

Kaynakça

  1. Bakara Suresi, 216. ayet.
  2. Buhârî, Cihad, 1.
  3. Âl-i İmrân Suresi, 103. ayet.
  4. Fetih Suresi, 29. ayet.
  5. Said Nursî, Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas.
  6. Ra’d Suresi, 11. ayet.
  7. Furkan Suresi, 77. ayet.

Yazıyı Paylaş