İslam Tarihi-2 11.Ünite Özeti

Başlatan Melek, 16 Aralık 2019, 17:21:48

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aşağı git

Melek

İslam Tarihi-2 11.Ünite Özeti
12. ENDÜLÜS'TE MÜLÛKÜ'T-TAVÂİF'TEN MORİSKOLARIN SÜRGÜN EDİLMESİNE
MÜLÛKÜ'T-TAVÂİF DÖNEMİ (I031-I090)

Endülüs Emevî Devleti'nin yıkılışının ardından Kurtuba dışındaki şehirlerde yaşayan pek çok nüfuz sahibi aile bağımsızlığını ilân etti.
Bunların bazıları şöyle sıralanabilir: Tuleytula'da Zünnûnîler; Sağr-u la'lâ bölgesinde Tücîbîler ve Hûdîler; Batalyevs (Badajoz) civarında Eftasîler; İşbîliye civarında Abbâdîler; Gırnata'da Zîrîler.
Bu devletçiklerden başka birçok küçük şehir, hatta kale bile merkezî idareden koparak bağımsızlık ilan etti.
Endülüs'te Müslüman coğrafyada çok sayıda devletçiğin (Mulûku't-Tavâif) kurulması, Müslümanlar arasında çatışma, parçalanma ve güç kaybına, Hristiyan krallıkların ise "reconquista"yı gerçekleştirmelerine sebep oldu.
Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
Reconquista Tehlikesi Başlıyor
İlk olarak 1057 yılında Kastilya Kralı I. Fernando, Batalyevs'e hücum ederek Eftasîler'i, 1062'de de Tuleytula'daki Zünnûnîler ile İşbîliye'deki Abbâdîler'i ağır haraca bağladı.
1085 yılında Kastilya Kralı VI. Alfonso'nun, Endülüs'ün Kurtuba'dan sonra ikinci büyük şehrî olan Tuleytula'yı zaptetmesi, o döneme kadar Hıristiyanların Müslümanlara indirdiği en ağır darbe oldu.
Farklı cephelerde birbirleriyle çarpışan ve kendileri dışındakilerin ne yapmak istediğini pekiyi anlayamayan Endülüs Müslümanları, ancak Tuleytula'nın beklenmedik kaybı karşısında "reconquista" tehlikesini idrak edebildiler.
Tuleytula'nın düştüğü haberi duyulunca Endülüs'te yer yerinden oynadı. Halk paniğe kapıldı. Bunun üzerine Müslümanlar artık Endülüs'ün geleceğinden ümitlerini kesmeye başladılar. Zira Tuleytula'nın düşmesi, Endülüs'ün Hıristiyanlar karşısındaki en önemli savunma merkezlerinden birinin yok olması demekti ve benzeri bir tehlike Batalyevs, İşbîliye veya Kurtuba'yı da tehdit edebilirdi. Yaklaşmakta olan bu tehlikeyi hisseden bazı emîrler, ulemâ ve halkın da teşvikiyle Kuzey Afrika'da hüküm süren Murâbıtlar'dan yardım istemek zorunda kaldılar.
Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
1)-MURABITLAR DÖNEMİ
Endülüslüler'in isteği üzerine Murabıtlar'ın hükümdarı Yusuf b. Taşfin, Tuleytula'nın düşüşünden bir yıl sonra, yani 1086 yılında, büyük bir ordu ile Endülüs'e geçti. Kastilya kralı IV. Alfanso'yu, Zellekâ savaşında yenerek ilerlemekte olan Hıristiyanları bir süre durdurmayı başardı.
Yaklaşık olarak 60 yıl Endülüs'ü yöneten Murabıtlar, 1147 senesinde yıkılınca Mulûku't-Tavâif yeniden birbirleri ile mücadele eden bağımsız devletler şeklinde ortaya çıktı. Öte taraftan Kastilya kralı Aragon, Piza ve Cenovalılardan teşkil ettiği haçlı ordusu ile harekete geçti; 1147'de Meriyye, 1148'de Turtuşe, 1149'da Lariye şehirleri Hıristiyanların hâkimiyetine geçti.

2)-MUVAHHİDLER DÖNEMİ
Bu hadiseler cereyan ederken Kuzey Afrika'da Muvahhitler adında yeni bir yönetim kuruldu ve o bölgenin birliğini sağladı. Muluk'ut-Tavâif'ten bazıları ilerlemekte olan Hıristiyanlara karşı Muvahhitlerden yardım istediler. Bunun üzerine Endülüs'e geçen Muvahhitler, burada birkaç yerleşim birimini hâkimiyetleri altına alarak Kuzey Afrika'ya geri döndüler. Muvahhitler'in Kuzey Afrika'ya dönüşünden birkaç yıl sonra Hıristiyanlar yeniden harekete geçtiler.
Portekizliler, 1189 yılında Fransız, Alman ve İngilizlerin de desteğini alarak büyük bir haçlı ordusu kurup Müslümanların üzerine yürüdüler. Şibl'i ele geçirdiler. Aynı zamanda Kastilya kralı VIII. Alfanso da İşbiliyye ve Kurtuba'nın kuzeyindeki bazı kaleleri ele geçirdi.
Bu gelişmeler üzerine Muvahhitler Devleti'nin hükümdarı Ebû Yusuf b. Mansûr, Hıristiyanların ilerleyişini kesin bir şekilde durdurmak amacıyla Endülüs'e geçti. 1195'te Kurtuba'nın kuzeyinde Erek denilen yerde Kastilya kuvvetlerini büyük bir hezimete uğrattı.
Kuzeye doğru ilerleyerek Vadilhicare ve Salamanca gibi bazı şehirleri geri aldı. 1196 yılında Tuleytula'yı kuşattıysa da geri almayı başaramadı.
Erek zaferinden sonra papa III. Innocent'in çağrısı üzerine Kastilya kralı VIII. Alfanso ve Başpiskopos Rodrigo'nun öncülüğünde Aragon, Navarra, Leon, Portekiz ve Fransız kuvvetlerinden oluşan haçlı ordusu, 1212 yılında tarihe İkab savaşı olarak geçen savaşta Muvahhid kuvvetlerini büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu yenilgi Muvahhitler'in Endülüs ve Kuzey Afrika'da gücünü büyük ölçüde kaybetmesine neden oldu. Nitekim Kuzey Afrika'da başta Merinîler ve Hafsîler olmak üzere birçok yeni devlet Muvahhitler'in daha önce hâkim oldukları topraklar üzerinde doğdu.
Müslümanların siyasî açıdan zayıflaması Endülüs'te de Reconquista politikasının hızlanmasına neden oldu. 1230'da Kastilya ve Leon krallığı birleşerek hızlı bir şekilde istilaya başladı. 1238'de Belensiye, 1242'de Şibl, 1244'te Dâniye, 1246'da Şatibe ve Kurtuba ile Ceyyân ve Arcune, 1250'de Şenterim ele geçirildi. Bu istiladan sadece Endülüs'ün güney doğusundaki Gırnata Benî Ahmer emirliği bir süreliğine kurtulabildi.
Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
3)-BENİ AHMER (NASRÎLER) DEVLETİ (1238-1492)
1238 yılında Endülüs'te Muvahhidler'in hakimiyetinin zayıflamasından ortaya çıkan otorite boşluğundan istifade ile kurulan mahallî idarelerden biri de Gırnata Beni Ahmer Emirliğidir. Nasriler olarak da bilinen bu hanedanın ilk kurucusu Muhammed b. Yusuf b. Ahmed b. Nasr'dır. Başkenti Gırnata'dır. Soyunun sahabeden Sa'd b. Ubade'ye dayandığı ifade edilen Muhammed b. Yusuf, önce kendi memleketi Ceyyan'ı ve Vadi-yi Aş'ı hakimiyeti altına aldı (1232). 1238'e kadar kendisinden daha güçlü bir lider olan İbn Hûd'a tabi oldu. İbn Hûd'un ölümünden sonra Kastilya krallığına tabi oldu. İbn Hûd'un hakimiyetindeki Gırnata, Meriyye ve Malaka'nın kendisine bırakılması karşılığında Kurtuba ve Karmûne'nin Kastilya krallığı tarafından işgaline yardımcı oldu. Bu işgalden sonra Kastilya krallığı, Ceyyan'ı da işgal etti ve Gırnata'yı tehdit eder hale geldi. Bu durum Benî Ahmer Emirliği için tehdit oluşturdu. Bu tehditten kurtulmak için Benî Ahmer Emirliği, Kastilya krallığı ile yeni bir antlaşma yaptı.

Bu antlaşmaya göre, Benî Ahmer emirliği, Kastilya krallığına tabi olacak, gerektiğinde askerî destek verecek ve senelik 150 bin sikke tutarında haraç ödeyecektir. Buna karşılık Kastilya krallığı, Benî Ahmer emirliğinin elindeki toprakları tehdit etmeyecekti. Böylece başkenti Gırnata olan Meriyye ve Malaga'yı da içine alan Nasrîler /Benî Ahmer Devleti doğmuş oldu (1238)

1462 yılına kadar istikrarlı bir politika izleyen Benî Ahmer Devleti, bu tarihten sonra iç karışıklıklar yaşadı. Bu iç karışıklıklardan istifade eden Kastilya Krallığı, Reconquista'yı gerçekleştirmek için 1462'de Endülüslü Müslümanların Kuzey Afrika ile bağlantı noktası olan Cebel-i Tarık'ı zapt etti.
1469'da Kastilya kraliçesi Izabella ile Aregon kralı II. Fernando evlenerek güçlerini birleştirdiler ve İspanya'nın doğmasına neden oldular. Bu yeni güç, hedefini, Endülüs'ü Müslümanlardan temizlemek olarak ortaya koydu. Bu hedef doğrultusunda, birleşmeden kısa bir süre sonra Hame, Ronda, Levşe, Malega, Beyyase, Meriyye şehirlerini ele geçirdiler. 1492'de Gırnata kenti uzun kuşatmadan sonra işgal edilerek Endülüs'teki son İslâm devletine de son verilmiş oldu.
İki buçuk asır tarih sahnesinde kalmayı başaran Gırnata Beni Ahmer Emirliği, bu varlığını izlediği esnek dış politikaya borçludur. Bir taraftan Kuzey Afrika'daki Merinîlerle diğer taraftan Kastilya krallığı ile iyi ilişkiler kurmayı başarmıştır.
Endülüs İslâm medeniyetinin son temsilcisi ve aynı zamanda el-Hamra sarayı gibi birçok mimarî eserin de bânisi olması açısından Nasriler Devleti tarihte seçkin bir yere sahiptir.
Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
Endülüs'te İslâm Varlığının Sona Erdirilmesi
Endülüs'ün düşüşü ile siyasî güçlerini tamamen yitiren Müslümanlar, bu tarihten itibaren dünya tarihinde eşine ender rastlanan ağır işkencelerle tanışmış ve İspanya yarımadasında Hıristiyanlarca uygulanan bir devlet terörüne şahit olmuşlardır. Dinî bir kisveye bürünmüş olan bu devlet terörünün adı "Engizisyon"dur.
1478 yılında Hıristiyan kralların Papa IV. Sixtus'tan engizisyon yetkisi almasından sonra, evvela Kastilya Krallığı'nda, arkasından Aragon Krallığı'nda engizisyon uygulaması başlamıştı. İki devletin birleşmesinden sonra bu daha da hızlandırıldı. 1501'de Gırnatalılar, 1502'de Castille daha sonra da Aragon ve Catolagne krallıklarında yaşayan ve adına "müdeccen" denilen Müslümanlar vaftiz olma veya memleketlerini terk etme arasında seçime zorlanmışlardır.
Memleketlerini terk etmeyi kabul eden ve Kuzey Afrika'ya geçmek isteyen Müslümanlar daha büyük tehlikelerle yüzyüze gelmişlerdir. Zira yollarda pusuda bekleyen Hıristiyan çetelerin saldırılarına uğramış, ellerinden malları alınmış, canları bağışlananlar ise kendilerini şanslı saymışlardır. Sahillere ulaşanlar ise günlerce veya aylarca gemi beklemek zorunda kalmışlardır. Burada aç, perişan bir vaziyette bekleyenlerin önemli bir kısmı soğuktan ve çaresizlikten ölmüştür.
Bu şiddetli kovuşturma süreci 1526 yılında tamamlanmıştır. Artık bu tarihten sonra İspanya'da kalan, Kuzey Afrika'ya göçemeyen veya göçmesine müsaade edilmeyen insanlar, Hıristiyan olarak kabul edilmiş, Kuzey Afrika'ya geçişlerine müsaade edilmemiştir. Evleri aranmış başta Kur'an olmak üzere Arapça olarak yazılmış olan eserlerin tamamı toplatılmıştır. Meydanlarda bir araya getirilerek zafer çığlıkları altında yakılmıştır.
Bununla da yetinilmemiş cami ve mescitler; İslâmî usullere göre et kesimi yapan mezbahaneler, hamamlar kapatılmıştır. Arap isimleri ve unvanları yasaklanmış, kadınların tesettüre bürünmeleri, çocukların sünnet ettirilmesi suç sayılmıştır. Cuma günü çalışmayanlar, domuz eti yemeyenler cezalandırılmışlardır. Buna karşı direnenler yok edilmişlerdir. Bu şekilde yüzbinlerce insan öldürülmüştür. Kalanlar ise dinlerini gizlemek zorunda kalmış ve bu şekilde varlıklarını yüz yıla yakın devam ettirmişlerdir. Adına "moriskolar" denilen bu insanlar ya sürülmüş veya tamamen Hıristiyanlaştırılmışlardır.

Endülüs'ün İslâm Kültür ve Medeniyetindeki Yeri
Yeni ekollerin oluşmasına ortam hazırlayan Endülüs, filoloji sahasında Ebû Bekir ez-Zübeydî, İbn Hazm ve İbn Side; kıraat ve tefsir alanında İbn Danî, İbn Abdulkuddus el-Kurtubî, Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî; hadis alanında İbn Eymen, fıkıh alanında Davud ez-Zahirî; kelam alanında İbn Hazm; tasavvuf alanında Fususu'l-Hikem'in yazarı İbnu'l-Arabî ve İbn Abbâd er-Rundî gibi büyük ilim adamları yetiştirmiştir. Eserlerinin önemli bir kısmı günümüze de gelmiş olan bu insanların çalışmaları doğuda da büyük yankılar uyandırmıştır.
İslâm felsefesinde de İbn Bace, İbn Tufeyl, Musa b. Meymûn, İbnu'l-Arabî ve İbn Cemirol gibi büyük filozoflar yetiştiren Endülüs, İslâm felsefesinin Batı'ya geçişini sağlamış ve Rönesans'ın arkasındaki en büyük merkez olmuştur.
İslâm hukukunda; Zahirî mezhebinin kurucusu Davud ez-Zahiri gibi büyük bir şahsı yetiştirmiştir. Davud, Endülüslü olmasına rağmen eserleri İslâm âleminin hemen hemen her yerinde okuyucu bulabilmiştir. Onun tarafından kurulan Zahirî mezhebi, doğuda kendisine taraftar bulan mezheplerin başında gelmiştir. Başta büyük tarihçi İbn Haldun'un talebesi Makrizî olmak üzere birçok ilim adamı bu mezhebe bağlıydı.

İspanya'da Engizisyon Mahkemeleri
Engizisyon mahkemeleri, önce 13. Yüzyılda Fransa'da kurulmuştur. Sonra Avrupa'ya yayılmıştır. Hıristiyanlığın safiyetini korumak, Katolikliği yaymak ve insanları zorla Hristiyanlaştırmayı hedeflemektedirler.
Önce Yahudi dönmelerini takip amacıyla 1478'de Kastilya'da kurulan Engisizyon mahkemeleri Gırnata'nın düşüşünden sonra Moriskolara göre uyarlanmıştır.
Başlarında papaz yargıçların olduğu bu mahkemeler, suçluya atılan suçu kabulden başka bir çıkar yol bırakmamaktadır. Ancak pişmanlık duyarsa cezası hafifletilebilir. Pişmanlık duymazsa ya ölüm ya da ömür boyu hapse mahkum edilirdi. Genellikle atılan suçu kabul etmek için ölümcül işkenceler yapılıyordu. Ya vücut azalarından birinin kırılması, ya halkın gözü önünde öldürülmesi ya da yakılması gibi cezalar tatbik ediliyordu.
Müslümanlığa alamet olan herşey engizisyon mahkemesine gitmesine yeter bir delil sayılıyordu.
Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
OSMANLI'NIN ENDÜLÜS MÜSLÜMANLARINA YARDIMI
İlk İlişkiler - İlk Elçi - İlk Yardım
Endülüs Müslümanları İstanbul'un fethinden sonra güçlenen Osmanlı devletinden umutlanmışlardır. Katip Çelebi'nin Takvimu't-Tevârih adlı eserinde yer alan malumata göre, Endülüs Müslümanları ile Osmanlı Devleti arasında diplomatik ilişkiler Fatih döneminde değil, II. Bayezid döneminde 1487'de İstanbul'a gelen Nasriler devletinin elçisi ile başlamıştır. Endülüs'te son İslam Devleti olan Nasriler (Benî Ahmer) Devleti taht kavgaları arasında bocalarken son Nasrî emiri XII. Muhammed Ebu Abdullah, Kuzey Afrika'daki Müslüman hanedanlara ve Memlüklere müracaat ettiği gibi bir elçisini de ilk defa İstanbul'a göndermiştir (1487). Nasrî Emiri, Kastilya Krallığı'nın bu son Endülüs devletini tehdit ettiğini ifade ederek yardım istemiştir.
Osmanlı sultanına gelen Nasriler Devleti'nin elçisi, Endülüs'ün meşhur şairlerinden Rundî'nin kaleme aldığı, Katip Çelebi'nin "Kaside-i Garra" adını verdiği bir ağıtını (mersiyesini) beraberinde getirmiştir.

II. Beyazıd, Kemal Reis'in kumanda ettiği bir donanmayı İspanya'yı vurmak maksadıyla 1487 yılında Akdeniz'e göndermiştir. Kemal Reis, iki yıl süreyle hem İspanya sahillerini vurmuş, hem de çok sayıda Moriskoyu gemilerle Cezayir'e taşımıştır. Sonuçta Kemal Reis'e verilen Osmanlı desteği ile Endülüs Müslümanlarına yardım yapılmışsa da Osmanlı'nın bizatihi direk olarak askerî yardımda bulunamadığı Endülüs Müslümanlarının son kalesi olan Gırnata, haçlı muhasarasına daha fazla mukavemet edemeyerek 1492'de teslim olmuş, Nasrî Emirliği sona ermiştir.
Nasrî Devleti'nin yıkılmasının ardından Hıristiyan idareciler, kilisenin de teşvikiyle "tek din (Katoliklik) tek devlet" esasına dayalı bir zihniyet istikametinde, zorla Hıristiyanlaştırma ve sürgün politikalarını uygulamaya başladılar. Pilot bölge olarak da Gırnata ve çevresini seçtiler.
Gırnatanın teslim olmasında yapılan antlaşmayı hiçe sayarak yapılan bu zulümlere karşı Müslümanlar 1499-1501 senelerinde üst üste ayaklandılarsa da, bu ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırıldı. İsyanlara iştirak edenlere, ya vaftize razı olmaları, ya da ülkeyi terk etmeleri karşılığında hayat hakkı tanındı. Bu zor durum karşısında çok sayıda Müslüman şeklen de olsa vaftize razı oldu. Belki bir gün bu baskılar azalır umudu ve beklentisiyle görünüşte Hıristiyanlığı kabul ettiler. Ancak ilim ehlinden ve varlıklı kimselerden çok sayıda Müslüman sürgünü tercih etti.

Zor kullanılarak vaftiz edilerek Hıristiyanlaştırılanların İslam'la ilişkilerini tamamen koparmak için;
a. Evlerindeki dini eserler toplatılarak imha edildi.
b. Mescidler kiliseye çevrildi.
c. İslam'la ilgili tüm ibadet ve görüntüler yasaklandı.
d. Moriskoların evleri gözetleme altına alındı.
Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
Gırnata Müslümanlarından Osmanlı'ya Elçi (1502)
Endülüs Müslümanlarından Gırnata ileri gelenleri Gırnata'nın düşmesinden on yıl sonra (1502) Osmanlı'ya bir elçi göndermişlerdir. Bu elçi de Endülüslülerin içinde bulundukları şartları adeta kelimelerle tasvir eden bir ağıt getirmişti. 105 beyitlik bu ağıtta; Dini kitapların yakılması ve çöplüklere atılması, Namaz kılanların ve oruç tutanların ateşe atılması, Kiliselere gitmeyenlerin dövülerek kiliseye getirilmesi veya para cezasına çarptırılması, Moriskoların ölülerinin bir hayvan ölüsü gibi çöplüklere atılması veya pis yerlere terk edilmesi, Müslüman isimlerinin zorla değiştirilmesi, Bazı mescitlerin çöplüğe çevrilmesi, Enderiş'te halkın camiye toplanarak diri diri yakılması gibi baskılar sıralanmaktadır. Ancak Moriskoların, tüm baskılara rağmen dinlerine sadakatle bağlı oldukları vurgulandıktan sonra Osmanlı Padişahı'ndan yardım taleb edilmektedir. Osmanlı Sultanının Kral ve Kraliçe'den ya 1492 antlaşmasına bağlı kalarak Müslümanlara verdikleri can, mal ve din dokunulmazlıklarına dair taahhütlerine bağlı kalmalarını, ya da Endülüslülerin mallarıyla birlikte Kuzey Afrika'ya göçmelerine izin vermelerinin sağlanması istenmektedir.
İşte bu ikinci elçinin gelişi sonrasında Osmanlı yönetimince, İspanya'da yaşanan trajediye müdahale kararı alınmıştır. Bunun üzerine II. Bayezid, Kemal Reis'i 1505 yılında bir donanmayla Akdeniz'e göndermiştir. Bu ikinci seferinde Kemal Reis ve ona bağlı leventler bazı Akdeniz adalarını vurmuş, çok sayıda Endülüslü Müslümanı gemilerle Afrika'ya ve Osmanlı topraklarına taşımıştır.
Bu dönemde Kuzey Afrika'da Memlüklerin hakim durumda olması, stratejik konumda olan Septe ve Tanca'nın da Portekizlerin elinde olması Osmanlı'nın karadan müdahalesine imkan vermemiştir.

Osmanlı'nın Endülüs Müslümanlarına yardım edememesinin sebepleri:
a. Osmanlı donanmasının yetersizliği.
b. Cem Sultan isyanının devleti fazlaca meşgul etmesi,
c. Osmanlılarla Memlûklar arasında ihtilaf ve çatışma halinin olması.

Barbaros Hayrettin Paşa'nın Endülüs Müslümanlarına Yardımları:
Midilli'ye yerleşmiş olan bir Türk ailenin çocukları olan Barbaros Hayrettin ile Oruç Reis kardeşler, korsanlık faaliyetlerine başlamışlar ve Osmanlı'nın hizmetine girerek İspanya sahillerini vurmuşlardır.
1517'de Cezayir'i İspanyol işgalinden kurtaran Oruç Reis, Cezayir sultanı ilan edildi. Bir yıl sonra Oruç Reis'in ölmesinden sonra Barbaros Hayrettin Paşa Cezayir Sultanı oldu ve Cezayir'i Osmanlı'ya bağladı. Osmanlı, onun aracılığıyla Endülüs Müslümanlarına yardım etti. 1530'da 40'a yakın gemi ile 70.000 civarında Müslümanı Cezayir'e taşıdı. Bütün bu yardımlara ilaveten Kanunî döneminde daha başka sefer ve yardımlar da yapıldı. 1534'te Barbaros Osmanlı Devleti'nin Kaptan-ı Deryalığına tayin oldu. Yani donanmanın başına geçirildi. Kısa zamanda Ege Adalarını feth etti. 1538'de Barbaros, Haçlı ordusunu Preveze'de bozguna uğrattı. Barbaros'un bu başarıları Endülüs Müslümanlarına ulaşmanın ve yardım etmenin kapısını azda olsa aralamıştır.

Cezayir'e Taşınan Moriskolardan Feryatnâme
Cezayir'e göç eden Moriskoların imdadını ifade eden feryatnâmesinin Osmanlı Sultanı Kanuni'ye ulaşması üzerine 1543'te Barbaros, İspanya ve İtalya sahillerini vurmak ve Müslümanların güvenliğini sağlamak için Akdeniz'e gönderildi. Kanunî, Fransa ile bir takım antlaşma ve ittifaklar kursa da İspanya'ya Osmanlı donanmasının direk olarak gitmesi, savaşması ve vurması mümkün olmamıştır. Çünkü Akdeniz'de sadece Cezayir, Osmanlı'ya tabidir. Tunus İspanya'ya, Fas ise bölgedeki hanedanlarca idare edilmektedir. Hanedanlar ise İspanya ve Portekiz ile iyi geçinmeye çalışmaktadırlar. Ayrıca Portekiz Kızıldeniz'de ve İslam coğrafyasında sürekli sıkıntı peyda etmekte olduğundan, Osmanlı donanması Kızıldeniz'de de görev yapmaktadır.
Moriskoların çok sıkıntılı bir döneminde Barbaros Hayrettin Paşa'nın onları rahatlatmaya çalıştığını söylesek de onların üzerindeki baskı ve zulümler bertaraf edilememiş, ancak çok sayıda Müslüman gemilerle İslam diyarına taşınabilmiştir. Kanunî, önce Kuzey Afrika ve Batı Akdeniz'de hâkimiyet kurmak ve ondan sonra Moriskoların meselesini halletme yolunu tercih etmişse de bunda başarılı olunamamıştır. Ancak onların taşınmasında yardımcı olunmuştur.
Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
1568 İsyanı
Çaresiz kalan Moriskolar zaman zaman çareyi isyanlarda bulmaya çalışmışlarsa da başarılı olamamışlardır. İsyanlar onlar için bir bakıma ölümlerden ölüm beğenmek olmuştur. 1568'de Gırnata merkezli Muhammed b. Ümmeyye liderliğinde başlayan isyana Cezayir Beylerbeyi Kılıç Ali Paşa destek olmuştur. İsyanın başarılı olması için dönemin Osmanlı Sultanı II. Selim'den Osmanlı donanmasını göndermesi talep edildiyse de bu mümkün olmamıştır. 1569'da II. Selim'in Moriskolara gönderdiği fermanda, onların durumlarını yakından takip ettiğini ve iyi bildiğini ifade etmekte, ancak donanmanın Kıbrıs meselesinden dolayı şimdilik gönderilmesinin mümkün olmadığı iletilmektedir. Padişah II. Selim, Kılıç Ali Paşanın Moriskolara yardım etmesi emrini vermiş, 40 civarında gemi İspanya sahillerine gitmişse de fırtına - kasırga sebebiyle başarılı olunamamıştır. Avrupanın en güçlü devletine karşı gerçekleştirilen bu isyanın güç dengesi açısından da başarılı olma şansı bulunmamaktaydı. 1568-1571 yılları arasında devam eden isyan başarılı olamamıştır. Moriskoların liderleri önce Muhammed b. Ümeyye, sonra da Mulay Abdullah öldürülmüşlerdir. 1570'te Kıbrıs fethedildiyse de 1571'de Osmanlının yaşadığı İnebahtı yenilgisi yardım yollarını kapamıştır.

İsyanın başarılı olamamasının nedenleri (1568-1571):
a. İspanya ordusunun başarıları
b. II. Philip'in af fermanı
c. Moriskolar arasında Osmanlı aleyhtarı propagandaların etkili olması,
d. Osmanlı yardımlarının yeterince ulaşamaması.
Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
Sürgün (1609)
1609'da tüm Müslümanların İspanya dışına sürgün edilmesine dair kararla, Moriskolar, ya Fransa üzerinden Osmanlı topraklarına, ya da Tunus ve Cezayir başta olmak üzere Osmanlı'ya bağlı Kuzey Afrika coğrafyasına göç etmişlerdir. Entegrasyon sürecinde Moriskolar da yerleştikleri bölgelerdeki halklar da birtakım uyuşmazlıklar yaşamışlarsa da Osmanlı devleti onlara her türlü yardımı yapmıştır. Onlara iş, aş ve ev vermiştir. Bazılarına araziler tahsis etmiştir. Kimisini de mesleğine göre imkanlar sağlamıştır. Moriskolar da Endülüs'te edindikleri tecrübe ve birikimlerini yerleştikleri yörelerin halklarıyla paylaşarak toplumun ekonomik yönden gelişmesine katkı sağlamışlardır. Kültür, musiki, matematik, geometri, felsefe ve folklor gibi kültürel değerlerini de toplumun faydasına sunarak yaşamaya devam etmişlerdir. 500.000 civarında Morisko nüfusunun son sürgünde yer aldığı tahmin edilmektedir. Bunların önemli bir bölümü yollarda karşılaştığı soğuk, açlık ve hastalık sebebiyle ölmüştür.

[justify]
TEBN MASTER İTAM  
KONULARLA ÖĞRENİM  YÖNTEMİ

Kaynak: Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi ( İzinsiz almak bu emeğin rızasını ihlal etmektir.)
Çalışmalar Tebyin.com üzerinden 7 / 24 faydalanmak isteyenlere açıktır. 

Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesine yönlendirebilirsiniz.
Paylaşımlarımızın sitemiz dışında yayınlanmasını uygun değildir. Hak ihlali yapmamanızı tavsiye ederiz...
Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
Ey kardeşim ; Selam ve Esenlik üzerine olsun...
Takdir , Teşekkür ve Dua etmek erdemli olmanın gereğidir. Haset etmek yerine Gıbta etmek kardeşliğin ve inancın gereğidir.

Haset sahibini zehirler , hasidi bitirir. Müslümanın inanan kardeşine hüsnü halde bulunması gereklidir. Güzel kardeşim içindeki benden kurtulmak için hasidi ve zannı terket güzel kardeşim. Takdir  , Teşekkür ve Dua etmek saadet sahibi insanların ahlakıdır. Övgü ve yergi acizlerin halidir. Bir kulun iyiliğini gördüyseniz , faydasına erdiyseniz 
ona ya misliyle cevap veriniz yada nankörlük etmeyiniz... Biz kul makamındaki kimsenin övgüsüyle övünemeyecek, yergisiyle yerilmeyecek kadar düstürluyuz 
bi iznillah. Bizler her kardeşimizi  Allah için sevmekteyiz.

TEBN MASTER İTAM  
KONULARLA ÖĞRENİM  YÖNTEMİ


Ennas  & Tebyin Master İlitam Ailesi Ekibi Tarafından Hazırlanmıştır. https://www.tebyin.com
[/justify]


Kaynak: https://www.tebyin.com/index.php?topic=3542.0

  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi

bahtışen hacakKOÜ

Rabbim emeklerinizin mukafatını kat kat versin hocalarım
  • Üniversite: Hiçbiri

Seher Bolat Koü

Allah razı olsun emeklerinizi kat ve kat artırsın
  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi

AliAzakKoü

  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi

Kevser sezgin

  • Üniversite: Kocaeli Üniversitesi

AliAzakKoü

iyiki varsınız Tebyin Ekibi ..
  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi

Aslı Buyuk

  • Üniversite: Hiçbiri

Yukarı git