Azimet Yolu

Başlatan ღ۩ Tebyin ۩ღ, 07 Ağustos 2019, 13:41:31

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aşağı git

ღ۩ Tebyin ۩ღ

Azimet Yolu

Yukarıda zararın varlığı ve yokluğu durumunda yapılacak muamelenin tüm yönlerini arzettik. Yine ma'rufu emredip münkeri nehyetmenin farziyeti, bu görevi yapanın, şeriatın meşru' saydığı bir zararın gelmesinden korkması halinde kalacağını da ifade ettik. Fakat bu, bir kimse bu farziyeti yaparsa uğrayacağı eziyet ve işkenceden korkmaz, hoşlanılmayan bir şeyin kalkmasına önem vermez, bir kusur işleyip de günaha dönüşecek bir tehlikeden üzülmez ve buna aldırmaz demek değildir. Şüphesiz ki bu farziyeti yerine getirmek bu yönüyle caiz değildir. Bu şartlar içerisinde böyle davranmak aynı şekilde dince ruhsat tanınmıştır. Vazifenin ıskatına bir engel gibi görmek doğru değildir.
Canın veya malın tehlikeye girme korkusu ile ma'rufu emr münkeri nehiy görevini terketmek, ancak şer'iatın zayıf imanlılar için tanıdığı bir ruhsattır. Fakat azimet yolu ve bunun da üstünü; Allah'ın dinini gerçek anlamda îlân edip onu yerleştirme azminden dönmeksizin, sahib olduğu tüm varlığını kişinin feda etmesidir. Hz. Ömer'in (r.a.) rivayet buyurduğu hadis-i Nebevî bu hakikate şöyle işaret eder: "Ümmetim, İslâm'ın yaşayacağı asrında, kendisini idare eden yöneticilerinden birtakım baskı yöntemleriyle şiddetli saldırılara (fikrî ve amelî olarak) maruz kalacaktır. Allah'ın dinini tanıyıp, diliyle, eliyle ve kalbiyle cihad eden, bu saldırılardan kurtulmuştur. Bu kişi yarışmayı önde götürendir, Allah'ın dinini tanıyıp, susan da kurtulmuştur. Ancak susup kurtulan kişi, iyilik yapanı görünce sevinir, bâtıla hizmet edene ise buğz eder. Bu kişi de bu meziyetlerini kalbinde gizlemek üzere (son sırada yer alarak) kurtulmuştur. 336
Hakikatte, hakkı açıkça îlân etme yolunda canı ve malı feda etmek, sanıldığı kadar basit ve kolay bir iş değildir. Bu, kuvvetli bir sevgi, derin bir ihlâs, sâdık bir azim, eşsiz bir gayret isteyen bir cihaddır. Fakat şu da bir gerçektir ki azim sahipleri ve ihlâs erlere derece ve makam bakımından Allah katında en yüce kişilerdir. Nebî (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Bildiği hak sözü söylemekten insan korkusunun men'edemediği kişiyi ve cihadın en üstününü size haber vereyim mi? Ashab, buyur ya Rasûlallah! deyince, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdular ki:
"Zulüm ve haksızlık yapan devlet başkanının yanında hakkı söylemektir. "337
Bundan önce geçen Nebî'nin (s.a.v):
"Şüphesiz ki cihadın en üstünü zâlim devlet başkanının yanında hakkı söylemektir." diye buyurduğu sözü şu anlamdadır: "Hak sözü söyleyen kişi, Allah katında hakkettiği ecir ve sevap, çarpışıp da uğradığı tehlike ve karşılaştığı musibet mikdârma göredir. Ama "zalim devlet başkanına karşı hak sözü söylemek" ifadesine gelince, İmam Hattâbî bunu şöyle bir ilmî açıklama ve yoruma tâbi tutar:
"Bu sözün, cihadın en üstünü olması ancak şu sebepledir; "Bir kere düşmanla çarpışan kişi, korku ve ümid arasında tereddüt içinde olur. Düşmana karşı galib mi mâğlub mu olacağını bilemez. Halbuki devlet başkanının elinde "istediğini zorla yapma güç ve otoritesi" vardır. Ma'rufu yapan, hakkı konuşup kendisine iyiliği emredince, onun varlığını yok etmeye kalkışır ve öldürebilir. İşte bu, ölüm korkusunu yenerek ve göz göre göre öleceğini bilerek hakkı söylediğinden, cihad çeşitlerinin en üstünü olmuş olur. 338
Allah'ın, ma'rufu emr ve münkeri nehiy gibi mühim bir görevi omuzlarına yüklediği ve bizzat kendi kendisini ıslah etmesini emrettiği bu ümmetin, sadakat, şecaat, şehâmet ve harp meydanlarında hakkı ilan gibi vasıflarını bize aktaran asil, şerefli ve parlak bir tarihi vardır. Bu ümmetin içinde, münker karşısında susan, İmanının sönüklüğünden ma'rufu açıklamaya gücü yetmeyen korkaklar görsek de, azim sahiplerini bâtıla meydan okuyup kılıçların gölgesinde hak uğrunda şehid olanların varlıklarını da görmemezlikten gelemeyiz. Bu da gösteriyor ki bu ümmet, özünde canlılığını ve bekasını sürdüren hayatiyet cevherini hâlâ taşımaktadır. Bir gün bu ümmet topyekün varlığının özü demek olan bu ruhu kaybederse: Evet fedâkârlık, cihad uğrunda ölüm ve ölümsüzlüğe susama ruhu....İşte bu ruhun kaybedilişi, bu ümmetin tarihinde en meş'um gün olacak. Allah'ın rahmet kanalları kesilmiş olacak. Kendisiyle ölümü arasında bir engel kalmayacak. Bir düşüş ki kalkışı olmayan en aşağılara düşüş.....
Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Ümmetimi, zâlime karşı korkarak: Ey Zâlim dediğini görürseniz düzelmesinden ümit kesilmiştir." 339
Şüphesiz ki nefis ve mal sevgisi, genel olarak, ma'rufu emr münkeri nehiy yolunda en büyük engeldir. Kendisini esirgeyip tutmayan var mı? Mala doyan kimse var mı? İnsan kalbi kendisine gösterilen hayal karşısında heyecanlanır, korkar. Eğer bâtıla batıl derse -özellikle elinde iş yapabilme, çevirebilme imkânı varken- ve zulme karşı inancını haykırsa -özellikle de bunu güçlü ve galib durumda iken söylerse- kendini tehlikeye ma'ruz bırakmış olur. Cismen ölümden kurtulsa da, çoğu kez iktisâdı çöküntü ve ölümden kurtulmaz. Zira iktisadi çöküş ve ölüm, bazan cismen ölmekten daha şiddetli ve daha büyük bir mağlubiyet olur.
Fakat mü'min korku ve sabırsızlık gibi ölümün kucağına atacak davranıştan kendini korur ve gözetir. Şayet o, böyle bir duruma düşüyorsa bu, îmanın zayıflığından kaynaklanıyordur. Çünkü hayat ve hayatın tüm sebepleri Allah Teâlâ'nın kudret elindedir. İnsanın, hakkı ilân ederek elde etmesi ve yenilmiş olarak dönmesi, hayatının ve rızkının bir beşerin elinde olduğuna delâlet eder. Veya tam olarak Allah'a güvenmiyor, en azından O'na hakkıyla tevekkül etmiyor.. Bu nedenle Rasûlullah (s.a.v.) ma'rufu emredip münkeri nehyederken, canlarımız ve mallarımız karşısında korkmaksızın emretmemizi istemistir. Zira bu, dinimizin farz kıldığı ve imanımızın hükmettiği bir emirdir.
Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdular:
"Ey insanlar! Allah'a dua etmeden önce, iyiliği emredip kötülükten nehyediniz. Yoksa dualarınız kabul olmaz. Ondan mağfiret dilemeden önce (yine) iyiliği emir, kötülükten nehyediniz. Aksi halde Allah sizi bağışlamaz. Şüphesiz ki ma'rufu emr münkeri nehiy ne rızkı geri çevirir, ne de eceli yaklaştırır." 340


336 İhyâ-u Ulumu'd-Din 4/350
337 A.g.e: 4/281-282 (Umumî hükümlere göre vücûb asıldır. Ancak ilim veya zann-ı galip ile kötülük beklenen yerlerde emr-i ma'ruf görevi kalkar, denebileceği gibi, asıl olan da budur. Ma'rufu emretmenin vacip oluşu, zararın gelmeyeceğine dair ilim veya zann olduğu zamandır. Aksi halde vacip değil de denebilir., fakat ma'rufu emretmeyi gerekli kılan umumî hükümlere nazaran birinci şık daha doğrudur.) İhyâ Tere. 2/793)
338 A.g.e.
339 Beyhaki-Mişkâtu'l-Mesâbih (Kitabu'l-Edep-Ma'rufu emr münkeri nehiy babında) rivayet etmiştir.
340 Ahmed b. Hanbel-Mûsned: 3/19 Tirmizî (Cihadın en üstünü...) babında. Tinnizi (Nebî'nin ashabının kıyamet gününde nasıl olacakları) babında rivayet etti. Celâlüddin el-Umerî, Kur'an ve Sünnet'te Emr-i Ma'ruf Nehy-i Münker, İnsan Yayınları: 201-204.


Kaynak: https://www.tebyin.com/index.php?topic=2102.0

  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi
Linkleri Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yap  veya Kayıt Ol

Ayşe Güzin

Rabbim cihad ruhunu kaybettirmesin.o meşhum günü hiç gormeyelim insallah
  • Üniversite: Kocaeli Üniversitesi

gülhan arslan

Ruhsat imanin en zayif halkasi iken azimet imanin en üst mertebesidir.Allah malindan canından korkmadan  bu yolda yürümeyi bizlerede nasip eylesin.
  • Üniversite: Kocaeli Üniversitesi

mervekonaryeten

Ruhsat islami çerçevede müsaade edilen bir yol ise de, vuslata erdiren ve cemalullah ile müşerref kılacak olan yol azimet ve takvadır. Allah indinde makbul olanda budur.
  • Üniversite: Kocaeli Üniversitesi

Melek

Paylaşım için Allah razı olsun.. Emeklerinize sağlık..
  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi
Hizmet , Nimettir...

Yukarı git