Tebyin Ailesi ; Bir Cevherdir, BOŞ LAKIRTILARLA Değil ! İcrââtlarıyla Bir Cevherdir. ! (Bu Gayretler Yalnız Allah için )


Reddü´l Muhtar / Miras - 7

Başlatan ღ۩ Tebyin ۩ღ, 30 Temmuz 2019, 00:19:38

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aşağı git

ღ۩ Tebyin ۩ღ

Reddü´l Muhtar / Miras - 7

AVL BABI

M E T İ N


İleride de geleceği gibi, avlin zıddı reddir. Avl; farzlar çok olduğu takdirde sehimlerin, farizanın

mahrecinden fazla olmasıdır. Noksanlığın, farz sahiplerinden her birinin hisse miktarınca olması

için yapılır. (Terike yetmediği için) alacaklıların hisselerinin noksanlaşmasına benzer.

Avl ile ilk hükmeden Hz. Ömer (r.a.)´dır.

Mahrecler yedidir. Bunlardan dördü avl olmaz; iki, üç, dört ve sekiz... Üç mahreci ise bazen ihtilat

(karışma) ile avlolur. Nitekim mehâric bâbında gelecektir;

Altı, ona kadar tek veya çift olarak dört kez avlolur. Meselâ altı,

a - Yediye avleder, bir kadının ölüp geriye kocası ile anababa-bir iki kız-kardeşini bırakması gibi.

b - Sekize avleder: Bir kadının ölüp geriye yukardaki varislerle birlikte annesini de bırakması gibi...

c - Dokuza avleder, bir kadının ölüp geriye yukardaki varislerle birlikte anne-bir erkek-kardeşini

bırakması gibi...

d - Ona avleder: Yukarda geçen varisler ve birlikde, diğer bir ana -bir erkek kardeşinin bulunması

gibi.

Oniki de, onyediye kadar çiftlere değil, tek sayılara, üç kez avl olur. Meselâ bir kişi ölse ve geride

karısı iki kız-kardeşi ve annesi kalsa oniki onüçe avleder.

Oniki ayrıca, yukardaki varislerin yanı sıra annebir erkek-kardeş de bulunursa onbeşe avleder.

Oniki birde onyediye avleder; aynı varislerle birlikte başka bir anne-bir erkek kardeşin bulunması

halinde olduğu gibi.

Yirmidört ise sadece yirmiyediye avleder. Meselâ : Bir kişinin ölüpde geride karısı iki kızı ve

ana-babasının kalması gibi... Bu meseleye «minberiye» denilir.

Yukarıda da geçtiği gibi redd avlin zıddıdır. O halde red (varisler arasında), asabe olmadığı takdirde

farzlardan artan mikdarın farz sahiplerine hisseleri miktarınca reddedilmesidir. Bu konuda icmâ

.vardır. Çünkü beytü´l-mâl bozulmuştur. Ancak, karıya ve kocaya redd yapılmaz.

Hz. Osman (r.a.) «Karı-kocaya da reddin yapılacağını söylemiştir. Bunu musannıf ve başka âlimler

söylemişlerdir.

Ben derim ki: İhtiyâr´da kati olarak ifade edildiği üzere, bu, râvinin bir vehmidir. Oraya müracaat eti!.

Yine ben derim ki: Eşbâh´ta zamanımızda beytü´l-mâl bozulduğu için karı kocaya da redd yapılır

denilmiştir. Biz bunu velâ bahsinde takdim etmiştik.

İ Z A H

Feraizin meseleleri üç kısımdır. Bunlar: Adile, âzile ve âiledir. Yâni ferâiz meseleleri ya kesirsiz

olarak veya redd ile yada avl ile taksim edilir.

«Avl» Lügatte: Meyl ve cevr manasındadır, galebe ve «yükseltme» manalarında da kullanılır.

Istıtâhi manasının ilk lügat manasından alındığı söylenmiştir. Zira mesele, terike sahipleri üzerine

cevr ile meyletmiştir. Çünkü onların farzlan, avl ile noksanlaşmıştır.

Meselelerle ilgili olarak geçen taksim bu hususta sarih gibidir, zira âdile kelimesi cevrin mukabili

olan «adl»den alınmıştır.

Bazı âlimler de avl´in ıstılâhî manasının, lügat manasının ikincisinden alındığını söylemişlerdir. Zira

mesele, terike sahiplerini zarara sokmakla galebe çalmıştır.

Bazı âlimler ise avlin, üçüncü lügat manadan alındığını söylemişlerdir. Zira farzlar toplandığında

meselenin mahreci darlaşınca, terike, o mahreçten daha fazla bir rakama yükseltilir, sonrada

taksim edilir. Böylece vârislerin hepsinin farzları noksanlaşır Bunu Seyyid ihtiyâr etmiştir.

«Avlin zıddı reddir.» Zira avl ile farz sahiplerinin payları noksanlaşan, meselenin aslı ise artar. Red

ile ise paylar artar, meselenin aslı eksilir. Diğer bir ifade ile avlde sehimler mahreçten fazla olur,

redde ise mahreç sehimlerden fazla olur. Seyyid.

«Sehimlerin fazla olmasıdır». Yâni vârislerin sehimlerinin... T.

«Farizanın mahrecinden ilh...» Yâni farz kılınan sehimlerin mahrecinden... O mahrece meselenin

aslı denilir. Meselenin aslı da: Vârislerden her bir gurubun paylarının kusursuz olarak alınabileceği

en küçük sahih sayıdan ibarettir. Sekbu´l-Enhûr.


«Alacaklıların hisselerinin noksanlaşmasına benzer» Yâni terikenin kafi gelmediği borçlar ki,

alacaklıların bir kısmı ödeme hususunda diğerlerinden öncelikli değildir. Noksanlık herkesin hakkı

kadar olur.

«Avl´e ilk olarak hükmeden Hz. Ömer (r.a.) dir.» Zira Hz. Ömer, mahrecin farzlara yetmeyecek

şekilde az geldiği bir suretle karşılaşmış, ve sahabe ile istişare etmiştir. Hz.Abbas avl yapılmasına

işaret etmiş, Hz. Ömer de «Feraizi avledin!» demiştir. Sahabelerde ona uymuş ve hiçbirisi bunu

inkar etmemiştir. Ancak Hz.Abbas´ın oğlu, babasının ölümünden sonra buna karşı çıkmıştır. Bu

bahsin tamamı Seyyid´in şerhi ve diğer kitaplardadır.

«Mahrecler yedidir.» Bu konunun vechi şudur: Farzlar altıdır: Bunlar da iki nevidir: Birincisi: yarı

dörttebir ve sekizdebir, ikincisi ise, üçte iki, üçtebir ve altıda birdir. Bu farzların da ikişer hali vardır.

Birisi infirad (bir meselede tek bir farzın olması) diğeri de ictima (bir meselede birden fazla farzın

bulunması) halidir. İnfirad halinde mahreçler beştir. Yarı için iki. dörttebir için dört, sekizdebir için

sekiz, üçtebir ve üçte iki için üç, altıdabir içinde altıdır.

Farzlar ictimâ ettiği takdirde bakılır. Eğer hepsi aynı neviden ise zikredilen bu beş kısmın dışına

çıkmazlar. Zira en aşağı mahrece itibar edilir. O halde meselede yarı ve dörttebir hisseler bulunursa

mesele dörtten halledilir. Yarı ve sekizdebir olursa sekizden olur. Üçtebir ve altıdabir olursa altıdan

olur.

Eğer farzlar iki guruptan da olursa, meselâ, birinci nevlden yan ikinci nevinin hepsi veya bir kısmı

ile karışırsa mahreç altı olur, ve bu yukardaki gibi beş kısmın dışına çıkmaz.

Eğer ikinci nevinin tamamı veya bazısı ile birlikte dörttebir bulunsa mahreç oniki olur. Eğer ikinci

nevinin tamamı veya bir kısmı ile sekiz de bir hisse bulunsa mahrec yirmidört olur. Bu iki durumda

zikredilen beş mahrece ilâve edilince mahreçler yedi olur. Bu bahsin izahı «mehâric» bâbında

gelecektir.

«Bunlardan dördü avl olmaz.» Çünkü mal. ya bu mahreçlere taalluk eden hisselere yeter, yada

hisselerden fazla olarak maldan birşeyler artar. Bunun izahı Minah´tadır.

«Üç mahreci ise bazen avl olur.» Onun avl olacağı rakam, altı, altının iki kafi ve iki katının iki katıdır.

Müellif burada «bazen» sözü ile, üç mahreci için avlin lazım olmadığına işaret etmiştir.

«İhtilat (karışım) ile ilh...» Yâni iki neviden birisinin diğer nevinin ya tamamı veya bir kısmı ile

karışması halinde... Nitekim beyan etmiştik.

«Attı ona kadar tek veya çift olarak ilh...» Yâni altı mahreci onda son bulan tek veya çift sayılara

avledebilir.

«Bu meseleye minberiye denilir.» Zira bu mesele Hz. Ali´ye Kûfe´de minberde, hutbesinde: «Allah´a

Hamdolsun ki o kati olarak hak ile hükmeder, her nefsi çalışması ile mükafatlandırır ve dönüş

ancak onadır» derken sorulmuş. O da hemen «kadının sekizdebir hissesi dokuzda bir olmuştur»

demiş ve hutbesine devam etmiştir. Dinleyenler onun zekâsına hayran kalmışlardır. Dürrü Müntekâ.

«Çünkü beytü´l-mâl bozulmuştur.» Bu, icmâın illetidir, ama yerinde değildir. Çünkü Malikî

mezhebinde meşhur olan görüşe göre beytü´l-mâl muntazam olmasa bile, varislerin farz olan

hisselerinden artan beytü´l-mâle verilir. Şafiî´nin mezhebi de böyledir. İmam Mâlik´ten, bizim

(Hanefilerin) dediğimiz gibi de rivâyet edilmiştir.

Şafîî mezhebinin muteahhir fakihleri de beytü´l-mâl muntazam olmadığı takdirde, artanın farz

sahiplerine reddolunması ile fetvâ vermişlerdir Bu Gûreru´l-Efkâr´da ifade edilmiştir.

«Ve diğerleri ilh...» Yâni Sirâciye şerhleri ve Kenz... Ruhu´ş-Şurûh´ta şöyle denîlmiştir: «Bu hususta

Hz. Osman´ın delili şudur. Farz avledildiği takdirde noksanlık sehimlerin hepsinde olur. O zaman

sehimlerden artanın farz sahiplerinin hepsine verilmesi gerekir. Çünkü herkes avlden dolayı

hissesine gelen noksanlık kadar alır.»

Bunun cevabı şudur: Karı-kocanın birbirlerinden miras almaları kıya. sın hilafınadır. Zira onların

birbirlerine bağlılığı nikah iledir. O da ölüm ile kesilmiştir. Kıyasa muhalif olarak nass ile sabit olan

hüküm o nassın varid olduğu yere mahsustur. Karı-kocanın farzlarının artması hususunda ise nass

yoktur.

Miraslarını nefyedeni kıyasa meyille onların paylarına noksanlık girince noksanlığa hükmedildi,

fakat delil bulunmadığından dolayı red ile hükmedilmedi. Böyle olunca meseledeki fark anlaşıldı ve

gerçek açıklandı. T. Özetle...

«Eşbâh´ta... denilmiştir Hh...» Kınye´de denilmiştir «Zamanımızda, beytü´l-mâlin bozulmuş

olmasından dolayı, karı-kocaya da red yapılmasına fetvâ verilir» denilmiştir. Zeylaî´de Nihaye´den

naklen şöyle demektedir: «Karı-kocanın birisinin farzından arta kalan mal öbürüne reddolunur.

Kişinin süt-kızı ile süt-oğlunda böyledir. Onlara da sarfedilebilir.»

Müstesfâ´da : «Günümüzde, karı-kocaya red yapılması yolunda fetva verilmelidir. Bu da, bizim

müteahhir âlimlerimizin sözüdür» denilmiştir.

Haddadi demiştir ki: «Günümüzde fetvâ, karı-kocaya red yapılması yolundadır.»

Muhakkik âlim Ahmed bin Yahyâ bin Sad et-Taftâzânî de şöyle der: «Alimlerimizin çoğu, ölenin

yakınlarından. karı-kocadan başka kimse olmaz ise, karı-kocaya red yapılmasına fetvâ vermişlerdir.

Çünkü zamanımızda İmam bozulmuştur. Hakimler de zalimdirler. Mûtıkın kızlarını ve zevi´l-erhâmını

ölene varis kılmakla da fetvâ verilir.»

Aynı şekilde, Herevîde : «Âlimlerimizin birçokları mûtıkın kızları ile zevi´l-erhâmını varis kılmaya

fetva vermişlerdir.» Ebu´s-Suud Kâzerûni´nin Sirâciye Şerhi´nden...

Ben derim ki: Hidâye şerhi Miracu´d-Dirâye´de şöyle denilmektedir: «Bazı âlimler tarafından

denilmiştir ki: Bir adam öldüğünde mirasçısı olmasa da sadece mûtıkının kızı kalsa, malının hepsi

ona verilir. Ama bu miras olarak değil ölüye en yakını olduğu içindir. Aynı şekilde, karıkocadan

birinin farzından artan da öbürüne reddedilir. Aynı şekilde, kişinin sütkızı ve süt oğluna da verilir.

Bu şekilde fetvâ verilmesi beytü´l-mâlin olmamasından dolayıdır.»

Müstesfâ´da şöyle denilmiştir: «Günümüzde karı-kocadan birinin farzından arta kalan varislerden

onu hak edecek kişi bulunmadığı durumda, ona (karı veya kocaya) reddedilir. Çünkü beytü´1-mâl

yoktur. Zira zâlimler, beytü´l-male konulan malı yerinde sarfetmiyorlar. Şafiî´nin ashabının

bazılarından böyle nakledilmiştir. Ayrıca onlar bu manadan dolayı zevi´l-erhâmında varis

kılınacağına fetvâ vermişlerdir.»

Şarih, Dürrü´l-Müntekâ´nın Kitâbu´l-velâ bölümünde şunları söylemiştir: Ben derim ki: Şu kadar var

ki bana ulaşan bilgiye göre Şafiiler bununla fetvâ vermemişlerdir. Uyanık ol!

Ben derim ki: Biz zamanımızda böyle fetvâ verildiğini duymadık. Hatta metinlere zıt olduğu için

böyle fetvâ verilmemiş olması muhtemeldir. Şu kadar var ki: Metinlerin, ancak mezhep ne ise onun

nakli için vaz edildikleri aşikardır. Bu mesele ise müteahhir ulemanın zikredilen illetten dolayı,

mezhebin aslına muhalif olarak fetvâ verdikleri meselelerdendir. Nitekim mezhebin aslına muhalif

olarak, Kur´an-ı öğretmek üzere ücret alma meselesinde de buna benzer fetvâ vermişlerdir. Zira

onlar Kur´an´ın zayi olmasından korkmuşlardır. Bunun benzerleri çoktur. Özellikle zamanımızda

Şârihlerin, bu meselede zikrettikleri fetvâ ile amel edilsin! Çünkü beytû´l-mâlın vekili olan kişi o malı

alır ve kendine ve hizmetkarlanna sarfeder ama beytü´l-mâle ondan hiçbirşey ulaşmaz.

Bu meselenin özeti şudur: Metinlerdeki bilgi ancak beytü´l-mâl muntazam olduğu zamana hastır.

Şârihlerin sözü ise beytû´l-mâl muntazam olmadığı zamana aittir. Bu durumda aralarında çelişki

yoktur. Zamanımızda böyle fetvâ verme imkanı olan kişi bununla fetvâ versin. Ve lâ havle ve lâ

kuvvete illâ billah...

M E T İ N

Red meseleleri dört kısımdır. Zira red yoluyla varis olanlar ya bir sınıftır veya daha fazladır. Bu

kısımlardan herbirinde «menlâ yuraddu aleyh» (kendisine redd yapılmayan kişi) ya bulunur veya

bulunmaz.

Birincisi: Eğer kendilerine red yapılanlar iki kız kardeş veya iki nine gibi, aynı cinsten olurlarsa işi

uzatmamak için daha başlangıçtan mesele sayılarının tamı olan rakamdan alınarak, taksim yapılır.

İkincisi: Kendisine reddedilecek kişiler iki veya üç cins olursa -ki araştırmalar daha fazla

olamıyacağını gösteriyor- o zaman mesele mesafeyi kısaltmak için sehimlerinin sayısından taksim

edilir. Meselâ sehimlerde iki tane altıda bir olursa ikiden, üçtebir ve altıdabir bulunursa üçten, yarı

ve altıda bir bulunursa dörtten taksim edilir. Üçte iki ve altıda bir olursa beşten taksim edilir.

Üçüncüsü : Birincisi ile yani aynı cinsten olan redde hakkı olanlarla beraber, kendisine red

yapılmayan birisi bulunursa, -ki o da karı-kocadır- kendisine red yapılmayanın farz hissesi,

meselenin aslının mahreçlerinin en azından verilir. Geri kalan da kendilerine red yapılanların

sayısına göre taksim edilir. Meselâ bir kadının ölüp geride kocası ve üç kızının kalması böyledir...

Bu durumda, meselenin aslı dörtten olur, biri kocaya verilir, geriye üç hisse kalır. O da üç kıza denk

düşer. O zaman çarpmaya ihtiyaç kalmaz. Eğer kalan. redde hakkı olanlara denk düşmezse: Şayet

onların sayılan, küsürata meydan bırakmadan kalanı bölüşebilecek şekilde ise (muvafık ise) mesela

bir kadın ölerek geriye kocasını ve altı kızını bırakırsa o zaman onların vefki -ki burada ikidir-

kendisine redde bulunulmayanın hissesinin mahreci ile çarpılır. Bu da burada dörttür. Sonuç

sekize ulaşır. O zaman sekizden ikisi kocaya, altısı da birercik kızlara verilir.

Burada bazı tabirleri açıklamak gerekir: îki sayı, üçüncü bir sayıya bölündüğünde kalan olmazsa

aralarında tevafuk vardır. Meselâ 6 ile 4 biri birlerine bölünmez, fakat ikisinde, 2 ye kalansız olarak

bölünebilir. Dolayısıyle bu iki sayı arasında iki ile «tevâfuk» vardır. Bu sayılarda ikiye

bölündüğünde: Çıkan 3 altının «vefkı» 2 de dördün «vefkı»dır. iki sayı biri birlerine veya baçka bir

sayıya kalansız olarak bölünemiyorsa aralarmda «tebayün» vardır demektir. 3.4.7.8. gibi. iki sayı

biribirinin aynısı ise aralarında «temasûl». vardır. 2:2 gibi Büyük sayı küçük sayıya kalansız olarak

bölünebilirse aralarında «tedahûl»var demektir. (Mütercim)

Eğer artan mikdar, kendilerine red yapılacakların sayısına muvafık değil, mübayin olursa

(aralarında tevafuk değil, tebayün olursa) o zaman kendilerine red yapılacakların sayısı zikredilen

mahreçle çarpılır. Meselâ bir kadın ölerek geriye kocasını ve beş kızını bıraksa, meselenin mahreci

dörttür, dörttebir kocaya verilir. Geriye üç kalır, bu üç de (kızların sayısı olan) beşe mübayındır. O

zaman dört beş ile çarpılır ve yirmiye ulaşır. Kocaya bir (hisse) verilir ki bu da beş ile çarpılınca beş

eder. Geriye üç (hisse) kalır. Bu üç de beşle çarpılınca onbeşe ulaşır o da herbir kıza üçer üçer

verilir.

İ Z A H

«... Veya daha fazladır.» Yâni (kendilerine red yapılacaklar) iki veya üç sınıftır. Şârihin de ileride

zikredeceği gibi daha fazla olamaz.

«Eğer kendilerine red yapılanların cinsi bir olursa ilh...» Bu söz, o cinsin tek bir şahıs veya daha

fazla olması haline şamildir. Bundan dolayı Allâme Kâsım «Bir anne, veya bir nine bir kaç nine veya

bir kız, birkaç kız veya bir oğul-kızı, birkaç oğul-kızı veya anne-baba bir kız-kardeşleri, baba-bir kız

kardeşleri veya ana bir erkek kardeşlerden bir veya daha fazlası gibi.» sözü ile misâl vermiştir.

«Adedi ruuslarından». Yâni meselede birden fazla şahıs olduğu takdirde onların sayılarından... Eğer

red yoluyla miras alacak kişi tek ise, mesele bir olur. Şerhu İbnu´l-Hanbeli.

«İşi uzatmamak içln ilh...» Yâni taksimi bir defada bitirmek için... Şayet varislerden herbirine hakkı

olan hisse verilse, sonra da terikeden artan aralarında hisseleri kadarıyla bölüştürülse taksim iki

kere yapılmış olur. Seyyid.

«İki veya üç cins olursa ilh...» Ninelik, kardeşlik veya kızlık ve annelik gibi varis olma yönünden iki

veya üç cins olursa... Her iki cinsin hissesi aynı olsa nine ile annebir kız-kardeş gibi ki bunların her

birinin hissesi altıdabirdir. Veya üç cinsten ikisinin hissesi aynı olsa -kız, oğul-kızı ve annenin

birlikte olmaları gibi herne kadar kız sözü, kızı da oğulun kızını da kapsasa bile kızlık bir sebep

oğul-kızlığı da, diğer bir sebeptir. O zaman bu meselede yalnız iki cins değil, üç cins vardır.

İbnu´l-Hanbelî.

«Araştırma ilh...» Kendilerine red yapılanların cüzlerini araştırma sonunda ilh...

«Sehimlerinin sayısından ilh...» Bu sehimlerde dört tanedir. Onlar iki. üç, dört ve beştir. Şârih

bunları zikretmiştir. Ve bunların hepsi, bizim de ileride zikredeceğimiz gibi. altıdan alınmıştır.

«İki tane altıdabir olursa ilh...» Meselâ bir kişi ölse ve geride ninesi ve anne-bir kız-kardeşi kalsa

mesele altıdandır. Altıdan ikisi bunlara farz hisse olarak verilir. Bu durumda iki, meselenin aslı

kılınır ve terike aralarında yarı yarıya taksim edilerek her birine malın yarısı verilir. Seyyid.

«Üçtebir ve altıdabir bulunursa ilh...» İki anne bir kardeş ve anne gibi... Burada mesele yine altıdan

olur; anne bir iki kardeşe üçtebir anneye de altıdabir verilir. Buna göre mesele bunların

sehimlerinin sayısı olan üçten yapılır. Bunun da yolu şudur: En aşağı hissenin benzerlerinden, fazla

olandakine bakılır ve o ona eklenir. O zaman, üçte birde iki tane altıda bir vardır ve onlar annenin

hakkı olan altıdabire eklenir. Kâsım.

«Eğer yarım ve altıdabir hulunursa ilh...» Kız ve oğul kızı veya kız ve anne gibi... Zira mesele bunda

da altıdandır. Altıdan alınan sehimlerin toplamı dörttür. Bunların üçü kıza, biride oğulun kızına veya

anneye verilir. Bu durumda da mesele altıdan değil dörtten olur: Dolayısıyla terike dörde bölünüp

üçü kıza biri de anneye veya oğul kızına verilir. Seyyid.

«Üçte iki ve altıda bir gibi olursa ilh...» İki kız ve anne gibi... «eğer» ile değil «gibi» ile örnek

vermiştir. Zira «beş» için üç sûret vardır. Birincisi yukarda geçendir. İkincisi ise yarı ile iki altıda

birdir. Bu da, kişinin kızını oğlunun-kızını ve annesini bırakması gibidir. Üçüncüsü ise yarı ve üçte

birdir ki bu da, kişinin annesi ile veya anne-bir iki kız-kardeşiyle birlikte, anne-baba-bir kız-kardeşini

bırakması gibidir.

Bu üç surette de mesele yine altıdan haledilir. Altıdan alınan hisseler de beştir. Buna göre «beş»

meselenin aslı kılınır ve terike beşe taksim edilir.

BİR UYARI :

Zikredilen vecihlere göre yapılan taksim eğer varislere tam denk olursa güzel. Aksi halde, meselâ

kişi ölerek geriye kızını ve üç tane oğul kızını bırakmış olsa, o zaman kızına üç hisse verilir. ki bu

ona uygundur. Oğul-kızlarına is&bir hisse verilir. Bu da onlara denk düşmez. Böyle olunca

hisselerin küsura uğrayanların sayısı olan «üç» meselenin mahreci dörtle çarpılır. O da oniki eder.

Onikiden dokuzu kıza, üçü de üç oğul-kızına verilir. Seyyid.

«Geri kalan da kendilerine red yapılanların sayısına göre taksim edilir.» Yâni o mahreçten kalan. bir

cinsin fert sayısına göre taksim edilir. Bu malın tamamının içlerinde kendisine red

yapılmayanlardan hiç kimse olmadığında, malın tamamının, kendi fert sayılarına göre taksim

edilmesine benzer.

«O zaman meselenin aslı dörtten olur.» Meselenin aslı on ikidendir. Çünkü dörtte bir ile üçte iki bir

araya gelmiştir. Gelecek iki mesele de bunun benzeridir;

«... Denk düşmezse ilh...» Yân! o mahreçten arta kalan. kendilerine red yapılacak olanların sayısına

denkse...

«Onların vefki çarpılır;» Yâni onların sayılarının vefki...

«Ki burada ikidîr.» Çünkü fert sayısı altıdır. Mahreçten arta kalan da üçtür, ve aralarındaki

muvafakat da üçte bir hesabıyladır. Yerinde de bilindiği gibi, burada tedahüle itibar edilemez.

«...Muvafık değil ise ilh...» Yâni kalan, terikeden alacakların sayısına muvafık değilse...

«O zaman dört, beş ile çarpılır.» İbarenin önüne ve sonuna uygun olanı beşi dört ile çarpılır,

denilmesidir. T.

Zira çarpan, varislerin sayısı olan beştir, çarpılan -ki o da mahreçtir- ise dörttür.


Kaynak: https://www.tebyin.com/index.php?topic=1872.0

  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi

Melek

Emeği geçenlerden Allah razı olsun inşallah..
  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi

Gülzade

Allah razi olsun hocam selâm ve dua ile
  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi

Veranur

Ne güzel ilimler, Allah razı olsun
  • Üniversite: Kocaeli İlahiyat Fakültesi
İLİM VE İRFAN NE NİSBETTE ZİYADE OLURSA, EDEP VE SÜKUT DA O ÖLÇÜDE ARTAR.

Yukarı git